Eğer tefrika aranacak olursa, parmak izi her insanda farklıdır. Halbuki fıtrattaki tevhid, insanlık için tek çözümdür.

Son yazılar


Abdullah et-Tercüman (Anselmo Turmedo)

Kaside-i Bürde'den...

reçete

...

Ne güzel nizam!..


Son Yorumlar


kişisel gelişim
cocuklarımız
aile
asr-ı saadet


tebessüm...

Arkadaşlar

HAYALDUNYAM
blogekle
almulaca
guLaLe
subat75
sizinBLOGLARINIZ
hilal17
kalbinur
masalperisi21
bebegimm
turuncudunya
EmineDantelOrgu
LaleZar46
sterlicya
fatosundunyasi
birgulce
NESLINUR78
SERAPARDA
ozdencicek
canim07
yenilenmek
reddiye
sumeyye
haticane
benmihrace
memnunca
rainbow7
uzlet
refikabusem94
mutfaktayim
feyzanur2000
zezemsi
goznuru
orkide74
AnnelerinMelekleri
elestu
sados
gercekyasamdan
gulfeyza
birLahza
sufiyane
RuKiYeCe
ASELNUR
tumguzellikler
yaseminle
agustosyagmuru50
sevgicim
hobisergisi
sultan07
gul1973
sernar
paci
ayla01
GuLNiDaM
gulfeyra
ahsen50
yurdanur45
7x7x7
myoopie
sevgiyleyolculuk
cigdemmehmet
muzurx
sepetim
kardelenn06
yesilpencere
kimyager1067
sacita
tabiathazinesi
sivist
farenjitnedir
vahdetfm
ferahfezaa

free polls Eğitimde başörtüsü yasağı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yasak bir an önce kalkmalı
Yasak devam etmeli
İlgilenmiyorum

free counter
Google



Anasayfa

Profilim

Arşiv

Fotoğraflar

• 28/4/2008 - Abdullah et-Tercüman (Anselmo Turmedo)

     ... Mayorka adasında Anselmo Turmedo adlı papaz vardır. Ondördüncü - Onbeşinci Asır'da yaşamış bu papaz... Mayorka-Miyorka adaları, İspanya'nın doğusundadır. İtalya ile İspanya arasında, Akdeniz'dedir. O adalarda doğmuş, İspanya'da ve Fransa'da tahsil görmüş. Fransa'da çok yüksek bir papazın manastırında diğer genç talebe papazlarla beraber ders okurken, yani hristiyanlık yüksek tahsili yaparken; bir gün hocaları gelmemiş derse, rahatsızlanmış. Hoca gelmeyince onlar da kendi aralarında meşgul olmuşlar, dersi müzâkere etmişler.

     Akşam bu çalışkan talebe Anselmo Turmedo, hocasının, üstadının yanına gittiği zaman hocası soruyor:

   "--Ne yaptınız ben gelmeyince?.."

   "--Efendim, baktık siz gelmiyorsunuz, onun üzerine bizde açtık İncil'in açıklamasını yapan filânca kitabı okuduk."

   "--Hangi bölümü okudunuz?"

   "--İşte, Paraklit'i anlatan bölümü okuduk, Paraklitos meselesini anlatan kısmı okuduk."

Paraklitos dediği kısım, bir teselli verici gelecek diye böyle birinin geleceğini anlatan kısım...

   "--Peki, o Paraklitos kimmiş? Ne yazıyor kitap?.." diye soruyor talebesine...

Talebesi diyor ki:

   "--Efendim siz daha iyi bilirsiniz ya; işte kimisi buna Ruhül Kudüs demişler."

   "--Hayır, Ruhül Kudüs olamaz! Çünkü orada bir insandan bahsedildiği belli oluyor."

   "--O zaman şudur..."

   "--Hayır!"

   "--O zaman budur... İşte filanca kitap şöyle demiş, falanca kitap böyle demiş..."

   "--Hayır!.."

   "--Şu arkadaş şöyle dedi..."

   "--Hayır!.."

   "--Bu arkadaş böyle dedi..."

   "--Hayır!.."

   "--Pekiyi, elinizi bırakayım ayağınızı öpeyim; bunun aslı nedir, lütfen söyleyin, çok meraklandım!" diyor.

   "--Evlâdım! Söylerim ama tahammül edemezsin, gerçeği hazmedemezsin!" diyor.

   "--Ben size bağlıyım, ne söylerseniz size itimadım tamdır; hay hay kabul ederim, itiraz etmem."

Diyor ki:

   "--Söyleyeceğim ama, bir şartla: Bunu burada söylemeyeceksin ve benden duyduğunu söylemeyeceksin. Eğer benden duyduğunu söylersen ve burada söylersen, halk arasında şâyi olursa; o zaman ben söylediğimi inkâr ederim. Seni yalnız bırakırım, burada açıklamayacaksın!" diyor.

   "--Peki efendim!" diyor.

Onun üzerine diyor ki:

   "--Bu ayette bahsedilen kişi müslümanların peygamberi Hazret-i Muhammed'dir (SAS). Bu ayet, müslümanların peygamberi Hazret-i Muhammed'in geleceğini bildiriyor."

   "--Aman efendim, mâdem bu böyle, siz niye burada papazlık yapıyorsunuz o zaman?.." diye talebe soruyor, üstadına...

   "--Evlâdım, bu bilgiye ben geç ulaştım, yaşlı zamanımda ulaştım, hasta zamanımda ulaştım. Ama sen gençsin, sen müslüman diyarına git, ben gidemem. Ben imanımı saklayarak burada yaşayacağım, kıpırdayacak halim yok, ihtiyarım. Sen gençsin, gidebilirsin. Sana tavsiye ederim, İslâm diyarına git!" diyor.

   O da hocasının bu verdiği bilgi üzerine, Fransa'nın güneyindeki hangi şehirse, ordan İtalya'ya geçiyor. İtalya'da Roma'ya geliyor. Roma'dan aşağı Sicilya'ya geçiyor. Sicilya'dan Palermo limanına geliyor, oradan Tunus'a geçiyor. Tunus'ta da hristiyanlar var... Tunus şehrinde müslümanlar da var, hristiyan tüccarların oluşturduğu bir mahalle de var; yani karışık... Orada onu karşılıyorlar, her yerde büyük izzet ü ikramda bulunuyorlar.

   O zamanki Tunus beyinden bir randevu sağlıyor, Tunus beyinin yanına gidiyor.

   "--Efendim, ben İslâm'ın hak din olduğunu anladım, müslüman olmak istiyorum!" diyor Tunus beyine...

   O da:

   "--Mübarek olsun, doğru bir iş yapmış olursun! Allah sana doğruyu göstermiş, iyi bir şey yapmış olursun!" diyor.

   "--Fakat, sizden bir ricam var: Ben müslümanlığımı ilân etmeden önce, buradaki hristiyan kolonisine beni sorun, nasıl bir insan olduğumu anlayın lütfen; ondan sonra açıklayalım!.. Ben açıkladıktan sonra belki bana iftira ederler, bir şeyler söylerler aleyhimde; ilk önce bir tahkik edin!" diyor.

   "--Olur." diyor bey...

Tunus beyi şehrin tüccarlarından adamlar çağırttırıyor, Bunu perdenin arkasına saklattırıyor, diyor ki:

   "--Buraya sizin meşhur tanınmış alimlerinizden Anselmo Turmedo isminde bir papaz gelmiş. Nasıl bir adamdır bu?.. Yâni dürüst bir adam mıdır, sahtekâr mıdır, alim midir, cahil midir?" filân diye böyle bir soruyor.

   Onlar da diyorlar ki:

   "--Efendim, o bizim çok büyük papazımızdır, çok büyük alimimizdir. Uzun seneler okumuştur, İncil'i çok iyi bilir, hristiyanlık tarihine aşinadır, hristiyanlık akaidinin ince meselerine vâkıftır."

   "--Dürüst bir adam mıdır? Sever misiniz, itimat eder misiniz?"

   "--Severiz, canımızı veririz." filân diyorlar.

Oradan yokluyor buradan yokluyor, ters konuşuyor, düz konuşuyor, adamlar diyorlar ki:

   "--İyi.."

   "--Bak benden bir şey saklamayın, bir kusuru varsa söyleyin!"

   "--Yok efendim, kusuru yok; meziyetli bir insadır." filân diyorlar.

   Bütün bunları böyle iyice kıs-kıvrak konuşturup, bağladıktan sonra diyor ki:

   "--Peki, o şahıs müslüman olursa ne dersiniz?.. Aliminiz olarak o müslüman olursa, sizler ne dersiniz?" deyince;

   "--Yapmaz böyle şey!" diyorlar. Hepsi ayağa kalkıyor, "Yapmaz böyle şey, yapmaz böyle şey..." diyorlar.

   O saklandığı yerden çıkıyor, diyor ki:

   "--Ey hristiyan topluluğu, ey benim kardeşlerim!.. Ben Tevrat'ı, İncil'i, Ahd-i atik'i, Ahd-i cedid'i inceledim. Uzun seneler ömrümü hristiyanlık ilimlerini tahsilde geçirdim, şu gerçeği buldum ki, İncil'in sayfaları, ayetleri arasında bildirilen, Paraklit denilen şahıs, müslümanların peygamberidir. Ben bu gerçeği bulduğum, öğrendiğim için müslüman oldum. Sizin de müslüman olmanızı tavsiye ederim!" diyor o topluluğa...

   O topluluk artık büyük bir şamata, gürültü çıkartarak, itirazlar ederek oradan gidiyorlar ve diyorlar ki:

   "--Bu adam papazdı, papazlar umumiyetle evlenmedikleri için evlenmemek zor geldiğinden, nefsine uyduğundan müslüman oldu."

   Yani böyle iftira ediyorlar artık... İlk başta iyice te'kid etmiş oldukları halde, böyle bir bahâne buluyorlar ve gidiyorlar. Bu Anselmo Turmedo, Abdullah adını alıyor.

   Umumiyetle müslüman olanlar, Abdullah gibi isimleri alıyorlar. Meselâ, Yirminci Yüzyıl'ın başında müslüman olmuş bir başka papaz var, o da Abdul'ehad adını almış. Yâni, tek olan Allah'ın kulu... O hristiyanlar teslise inanıyorlar ya, üçlemeye inanıyorlar ya; onun için Abdul'ehad... Müslüman olurken de ismiyle bir tebliğ yapıyor, bir hamle yapıyor yâni...

   O Tunus beyi sonradan bakmış, onu incelemiş, çeşitli şekillerde kontrolünü yapmış; kendisine tercüman olarak almış. Çünkü kendisi latin... Latinceyi ve saireyi biliyor, eski metinleri biliyor, İtalyancayı biliyor, Fransızcayı, İspanyolcayı biliyor... Yanında görev veriyor ve adı Abdullah et-Tercüman diye geçiyor, kitaplarda...

   Bu şahıs Tuhfetul-erîb fî reddi alâ ehli salib diye bir kitap yazmış. Yani, ehl-i salibin, hristiyanların, haç erbâbının kanaatlerinin, itikadlarının doğru olmadığına, İncil'den delilleri ihtiva eden bir kitap yazmış. Bu kitap, Hristiyanlığa Reddiye adıyla Türkçeye tercüme edildi.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 17/4/2008 - Kaside-i Bürde'den...

       O, güneş gibidir ki, uzaktan bakan gözlere küçük görünür. Halbuki yakından bakınca da gözleri kamaştırır.

    Dünyada onun hakikatini nasıl anlayacaklar? Ancak rüya görenler, rüyalarında gördükleriyle teselli bulurlar.

    O'nun hakkında ilim yoluyla öğrenilecek şey, nihayet O'nun da bir beşer ve bütün mahlukatın  en hayırlısı olduğudur.

    Şerefli peygamberlerin (halka getirip gösterdiği) bütün mucizeleri ancak O'nun nuruyla bağlantılıdır.

    Çünkü O fazilet güneşidir; peygamberler de yıldızları...Nurlarını karanlıkta parlatıp insanları aydınlatırlar.

    Peygamberin yaratılışına tazim et ki, ahlakı O'nu ziynetlendirmiştir, güzelliği etrafına akseder ve yüzü de güleçtir.

     Tarâveti gül gibi, şerafeti ay gibiydi. İkramı deniz gibiydi, himmeti bütün zamanları içine alacak kadar büyüktü.

     Yalnızken bile öyle heybetliydi ki, O'na rastladığında kendini bütün yardımcılarıyla birlikte bir ordu içinde sanırsın.

     Konuşurken ve gülerken (dişlerini görünce) sanki ağzında sedef içinde kakma inciler dizilmiş sanırsın.

     Nâşının üzerindeki toprağın kokusunun güzelliğine benzer koku yoktur. O kokudan biraz koklayabilene ne mutlu!..

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 17/4/2008 - reçete

        

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

GÜZEL İNSAN NASIL OLUR:

güzel insan "tamamı"

sitenize ekleyin:



AKRA FM

Bağlantılar

KADIN ve AİLE
GÜZİDE
K.Kerim'de kelime arama
AKRA FM
Doğu Türkistan
Kritik Analitik Düşünme Platformu
ÇEKÜD
Huzurlu Hayat Projesi
ZİNDE
Kur'an'ın Anlamıyla Buluşmak

ARŞİV



SORU-CEVAP KÖŞESİ

AYETLERLE İSLAM



...Mesaj Kutusu...
Online Users
Boykot için,hangi kod hangi ülkenin?


*RTÜK şikayet-öneri *T.C. Kimlik no sorgulama
* Başbakanlık iletişim merkezi
*Devletim
*Türktelekom bilinmeyen numaralar


BAHARDALI
Son Sayfa | Sonraki Sayfa